23/4/2008 ·

Yıl: 1965

"Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım ve mütehassis oldum... Nasıl
bir edâ takınacağıma hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az

bir müddet sonra kendimi toparlar gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde
rahatlatan bir tebessüm vardı... Üstümü başımı toparladım, kendinden emin
bir sesle 'akşam-ı şerifleriniz hayrolsun' dedim.."


Yıl: 1975

"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım ve hislendim.. Ne yapacağıma karar
veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi
oldum, yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.. Üstüme çeki düzen
verdim, kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.."



Yıl: 1985

"Karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım ve duygulandım.. . Nitekim ne
yapacağıma hükûm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lâkin kısa
bir süre sonra kendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir
tebessüm vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlı
akşamlar' dedim.."



Yıl: 1995

"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım ve duydulanımlandı m... Fenâ hâlde
kal geldi yâni.. Ama bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş
tamamdır dedim... Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle
'selâm' dedim.."



Yıl: 2005

"Abi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yani ve duygudurumum
kabardı... Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fena göçeriz dedim, enjoy durumları
yani... Ama concon muyum ki ben, baktım ki o da bana kesik.. Sarıl oğlum
dedim, bu manita senin... 'Hav ar yu yavrum?'"




Yıl: 2015

"Ven ay vaz si hör, ben çok yani öyle işte birden ve çok imoşınıllaştım...
Off, ay dont nov abi yaa... Ama o da bana öyle baktı, if so aşık len bu
manita.. 'Hay beybi..'"



Yıl: 2025

"Onu görselimde duyumsayınca imgelemim almadı ve duyalamam tutarıklandı, ben
çok yani öyle işte birden ve çok kabarık oldum... Off, ekinsel körlük
zihinsel anlığımı kapımsadı... Ama o da bana öyle baktı, bu XY bana kesin
sevili... 'Herkese mrb..'"

Yorum (3) Yorum yaz!

17/4/2008 ·

Yorum (2) Yorum yaz!

24/3/2008 ·

 

Doğa ve Renk:
Renkler ışıklı görünümler olarak tanımlanabilir. İnsanın hoşuna giden, güzel olan, beğenilen objeler ancak renklerle estetik kazanırlar. Çevreye bakıldığında renklerin en özgür, en güzel kullanımı doğada görülür. Öylesine farklı yerlerde öylesine değişik durumlarda kullanılmıştır ki başlangıçta anlaşılmamış olsa bile var olan dengenin bir gereği olduğu, ancak daha görülerek hayretler içerisinde kalınır. Bir objenin neden o renk olduğunu anlamak hep zaman almıştır. Doğanın kendini korumaya yönelik dengesi düşünülüp hesaplanırken, renklerin ihmal edilmesi ise beklenemeyecek kadar gerekli ve gerçekçidir.
Kırmızının gücü, enerjisi, tehlikesi akkor halindeki ateşten daha iyi anlatılabilir mi? Kırmızı yaşam gücüdür. Kırmızı enerjidir. İnsanın en temel gereksinimi olan enerji kırmızı ile ifade edilir. Doğanın renklerini düşündüğümüzde yeşil de kırmızı gibi cömertçe doğaya salgılanmıştır. Doğaya şemsiye açmış ağaçların yeşil dalları ve bir halı gibi yerlere serilen çimenler huzur denge ve güveni aşılamıştır. Doğadaki sarının simgesi ise güneştir. Güneşle beraber sarı her gün canlılara umut ve canlılık aşılar. Yeni arayışların insanda umut olarak olumlu oluşumunun gücünü sarıdan alırız. Maviyi hissetmeyen insan ise düşünemez. Mavinin verdiği enerjiden her kes payını alır. İnsana enginliği ve derinliği aşılar. Doğadaki siyaha ise karanlığı gösterebiliriz. Yani korku, son ve kayboluş.
Her zaman her yerde olduğu gibi doğadaki renkler de bizlere hep bir şeyler anlatır, mesajlar verir. Her objenin o renk olmak için çok geçerli sebepleri vardır ve emin olun ki masmavi denize , kırmızı bir güle , sapsarı ayçiçeği tarlasına veya turuncu gün batımına takılıp dakikalarca bakma ihtiyacını hissettiğimizde bu sebepsiz veya tesadüf değildir.

Giyimde renkler:
Giysiler insanların kendilerini değişik şekilde ifade etmelerini sağlar. Renk dilinin çözümlenmesi ile her konuda genel renk durumumuzu görmemiz mümkündür. Rasgele renk kullanarak giyinmek kişiyi ruhsal ve psikolojik yönden kötü etkileyecektir. Çünkü yanlış kullanılan renkler kişinin kendi ile bağlantı kurmasını engeller.
Giysilerin renkleri dört ayrı renk seti içerisinde sunulur. Kişiler bu setlerden birini kendilerine ait olduğunu hissederek kullanırlar. Giysiler vücudumuzu saran renk filtreleridir. İhtiyacımız olan renk enerjisini emmemizi sağlarken bunun miktarını da ayarlarlar. Kişilerin seçmiş olduğu giysi renkleri kişiler kişilikler hakkında da bilgi verir.

Kırmızı: Daha enerjik daha dışa dönük kişilik yansıtır. Çok dikkat çekicidir. Kişiler bu rengi ihtiraslı ve hırslı oldukları takdirde kullanırlar.
Turuncu: Enerji ve heyecan vericidir. Cesur ve maceracı bir anlatımı vardır.
Sarı: Entelektüel kişilikleri ortaya koyar. Yönetim idare, zihin açıklığı ve dikkati simgeler.
Yeşil: Dinlendirici, yatıştırıcı, dengeleyiciliği ve bilgeliği simgeler.
Turkuvaz: insanlara karşı açık bir kişilik olduğunu simgeler.
Mavi: Düzenin ve ruhsallığın ifadesidir. Huzur, barış ve sadeliği simgeler
Mor: Kedine güven ve özgürlüğü simgeler. Kutsallık ve alçak gönüllülüğün habercisidir.
Macenta: Yumuşaklık, ağır başlılık ve nezaket duygularını ortaya koyar. Aşk ve şefkat duygularını da simgeler.

Giysilerin renklerinin psikolojik etkilerinde ise bir çok psikolojik test uygulanmaktadır. Goethe, renklerin duygularımızın üzerinde doğrudan etkili olduğuna inanıyordu. Jung ise, "Yang" ilkesini "Animous", "Yin" ilkesini "Anima "olarak adlandırmıştı.onun insanlara önerdiği şey diledikleri renkleri kullanarak tablolar yapmasıydı. Böylece bilinçaltındaki duygularını ifade edebilir ve bunları gerçekle birleştirerek ruhsal birlikteliğe ulaşılabilirdi. Lüscher renk testini gerçekleştiren Max Lüscer renklerin duygusal değerleri olduğuna inanıyor. Kişilerin renk seçiminin birer kişilik aynası olduğuna inanıyordu. Bir kişinin kırmızı seçmesi onun güçlülüğünü atak ve girişken olduğunu simgeliyordu. Toplumdan soyutlanmış çekingen kişiler kırmızıyı pek sevmiyordu.
                                                     rana özyurt
                                         renk ve enerji uzmanı

Yorum (1) Yorum yaz!

27/1/2008 ·

Torun,çiftliğinde yaşayan dedesini ziyarete gitmiş haftasonu.Sabah kahvaltıda dedesi ona sahanda yumurta yapmış.Torun bakmış tabakta yağ ve yumurta dışında bazı şeyler var.

    -“Dede!” demiş.

    -“Bu tabak temiz mi?”

    -“Soğuksu bu kadar temizler!” demiş dedesi, “Otur da kahvaltını yap.”

Öğleyin dedesi mangalda et yaparken yine bakmış,tabakta siyah lekeler…Sormuş:

   -“Dede! Bu tabağın temiz olduğundan emin misin?”

   -“ Soğuksu bu kadar temizler!” demiş dedesi, “İkide bir bana bunu sorup durma.”

Akşam yemeğe oturmuşlar. Torun tabağa bakmış,tam ağzını açacakken yutkunmuş,susmuş.Yemiş yemeğini.Gece yarısına doğru dedesine veda edip yola çıkmak isterken kapının önünde uyuklamakta olan köpek takılmış ayağına.Yolunu kesmiş ve dişlerini göstererek hırlamaya başlamış.Torun seslenmiş:

-         “Dede! Köpeğin beni bırakmıyor!”

Televizyonda futbol maçı seyreden dede kafasını bile çevirmeden bağırmış:

-“Soğuksu! Gel oğlum gel!”

             alıntı                                                                                      

Yorum (1) Yorum yaz!

20/12/2007 ·

herkesin bayramı mübarek olsun

Yorum (yok) Yorum yaz!

16/12/2007 ·



 

Sürücünün biri arabasıyla yolda giderken, işaret veren bir yolcuyu arabaya alır. Adam arka tarafa biner.
Şoför, 'Eee hemşerim kimsin nereye gidersin? der. Yolcu, 'ben Azrailim..canını almaya geldim' der.
Şoför alaycı bir tavırla; 'Sen mi Azrailsin' der.. 'Yahu senin gibi Azrail olur mu hiç'
Yolcu sakin bir tavırla cevap verir: 'Sen daha önce Azrail gördün mü ki tarif ediyorsun? İnanmadın bana öyle mi ?
Şoför: İnanmadım tabii!
Yolcu: O zaman sana bunu ispatlayayım. Bak şu dönemecin ardında, 200 metre ileride biri yolda araç bekliyor... Onu sen kavşaktan sonra göreceksin ama ben buradan görebiliyorum' der...
Gerçekten de adamın dediği gibi şoför kavşağı döner dönmez 200 metre ilerde araç bekleyen bir yolcu görür .. Sürücü onu da almak için aracı durdurur. Yeni yolcu ön tarafa oturur....
Olaylar bundan sonra daha da garip bir boyuta taşınır...
Şoför önce yeni gelene de selam sabah vazifesini yerine getirir ve sorar : Eee sen kimsin hemşehrim, nereye gidersin?
> Abi allah razı olsun. Adım falanca... Sen beni merkezde bir yerde indirirsen işim görülür..
Şoför arkaya döner ve diğer yolcuya, 'Eee hadi şimdi kendini bu arkadaşa da bana tanıttığın gibi tanıt' der...
Arkadaki yolcudan ses çıkmaz... Şoför gülerek, 'Yahu, şu arkadaki adam bana 'Azrail'im' diyordu. Hem iyilik ediyoz hem de dalga geçiliyoruz' der..
Öndeki arkaya bakar: Abi arkada kimse yok ki!
Şoför hışımla arkaya bakar: Kör müsün be adam, arkada kurulmuş otuyor işte!
Öndeki arkaya bir daha bakar ve 'Abi senin kafan iyi mi yoksa benle dalga mı geçiyorsun der?
Arkada konuşmadan oturan adam lafa girer: Gördün mü, öndeki beni ne duyabilir ne de görebilir? Hâlâ inanmadın mı?
Şoförün o anda dizlerinin bağı çözülür, beti benzi atar...
Arkadaki adam pişkin pişkin: Haydi, bırak artık bu dünya ile işin bitti. Arabayı kenara çek, 2 rekat namaz kıl da canını alıp gideyim. Sen de tövbe et, son kez Allah'a yalvar...
Şoför ağlamaklı bir şekilde çaresizce arabayı kenara çeker ve iner...
Arabadaki adamlardan önde olanı direksiyona geçer gaza basar ve şoför dolandırıldığını anlayıncaya kadar karayolunda kaybolmayı başarırlar

Yorum (4) Yorum yaz!

26/11/2007 ·

arkadaşlar  bundan sonra  çektiğim fotoğraflarıma  http://www.negatif.com     veya  http://www.blogcu.com/sahrakaraaslan    adreslerinden ulaşabilirsiniz.

     hepinizi bekliyorum.tabi yorumlarınızı da.

                                           sevgilerle...

 

Yorum (2) Yorum yaz!

26/11/2007 ·

Yorum (1) Yorum yaz!

19/11/2007 ·

Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruh) hazretlerinden:

'Fakirin biri, bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)'ye gelir, ihtiyaçlarını arz eder:

' Çoluk-çocuk sıkıntı içindeyim, ne olur bana biraz yardımda bulunun, der.

Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır, üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş...

' Al, der fakire. İhtiyacını karşıla!

Fakirin gözleri yerlerinden fırlayacak gibi olur:

' Allah aşkına söyle yâ Emîre'l-mü'minîn! Ne okudun da kum tanecikleri altın oluverdi? der. Hz. Ali (r.a.) anlatır:

' Kur'ân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizlenmiştir. Bende Kur'an-ı Kerîm'i okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumlara...

Bunu öğrenen fakir durur mu? O da bir avuç kum alır ve başlar okumaya. Okur, okur, okur... Ama kumlarda bir değişiklik yoktur. Altın filan olmuyor, aynen duruyor.tekrar gelir ve İmam Ali kerremallâhü vechehû hazretlerine:

' Ben de okudum, ama birşey değişmiyor; kumlar altın olmuyor, der. Emîrü'l- Mü'mînin Hz. Ali (r.a.) boynunu büker, mahcup bir edâ ile cevap verir:

' Ne yapayım, der. Duâ aynı duâ; ama, okuyan ağız aynı değildir! Duâ tamam; lâkin, okuyanın ihlâsı ve teveccühü tamam değildir!..

İşte bütün mesele buradadır. Okuyanın ihlâsında ve teveccühünde... Aynı duâ; aynı îman, aynı İhlâs ve aynı teveccühle okunacak ki, aynı netice elde edilebilsin. Yoksa kumu altın yapmak gibi bir iksire sahip olabilmek mümkün olmaz

Yorum (2) Yorum yaz!

21/10/2007 ·

merhaba arkadaşlar.

hepinizi http://www.blogcu.com/sahrakaraaslan    "fotoğraflar" adlı bloğuna bekliyorum.

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::